More

    Samizdat’a Başlangıç

    Yaratılışlarının ardından kendilerini cennette bulan Adem ile eşi Havva’ya cennetin her türlü nimetinden istifade etmeleri mümkün kılındı. Ancak Yaratıcı, sadece bir ağacın meyvesinden uzak durması konusunda Adem’i uyardı: “İyiyle kötüyü bilme ağacından yeme. Çünkü ondan yediğin gün kesinlikle ölürsün.” (Tekvin 2:17)

    Tevrat’taki ifade ile Rab, cennete var ettiği ağaçlardan yalnızca iki tanesine özel ad verip cisimlerini detaylandırdı. Bunlardan biri ölümsüzlük bahşeden “hayat ağacı” iken, bir diğeri ise iyilik ve kötülüğü bilmeye yarayan “bilgi ağacı”ydı.  Kimi görüşe göre bu ağaçların ikisi de aynı şeye tekabül ediyordu.

    Her türlü nimetten istifade etme imkanı olan Havva yasaklı bilgi ağacına meyletti. Yılan suretine bürünmüş şeytan, Havva’yı yasaklı “bilgi ağacı”nın meyvesini yedirmeye şu sözlerle ikna etti: “Tanrı biliyor ki, o ağacın meyvesini yediğinizde gözleriniz açılacak, iyiyle kötüyü bilerek Tanrı gibi olacaksınız”(Yaratılış 3:5). Havva hikmete kavuşacağını düşündü. Yediği meyveden eşi Adem’e de uzattı. O sırada ikisinin de gözleri açıldı ve çıplak olduklarını fark ettiler.

    Mevzuya dair birçok teolojik tartışma olmuş, çok sayıda farklı görüş ortaya çıkmış, farklı dinler farklı yaklaşımlar sergilemiş olsa da konunun bizi ilgilendiren kısmı, dini söylencelerde, insanın ilk dönemine dair yapılan vurgularda dahi bilgiye erişmenin ürkütücü ve otorite sarsıcı bir yanı olduğu. İnsan neden bilmek ister? Bilmek neden ürkütür? Bilgiye ulaşmak neden engellenmek istenir? Bu soruların yüzlercesi binlerce yıldır insan zihnini yeterince meşgul etti. Bazılarının cevabı ise tecrübe ile sabitlendi.

    Bilgi ve bilme eylemi insanlık tarihinin satırlara sığdırılamayan serencamında meydana gelen her türlü hadiseden payını aldı. Bir şekilde hedef odağına koyuldu. İnsanlık tarihinin hafızası kütüphaneler, türlü savaşlarda barbar toplumlar tarafından hunharca talan edilirken, tarihe sunulan yeni, tabu yıkan ve otorite sarsan fikir ve üreticileri ortadan kaldırıldı. Ancak bilgi, tarihsel süreklilik içinde adımlarını attı, her türlü dış müdahaleye karşı kendini var etti, gelişti, değişti. Mürekkebin matbaa ile buluşması bir kartopu etkisi yarattı. Böylece bilgi çok daha tehlikeli hale geldi. Çünkü bilgi ve bilme eylemi otoriteyi daha güçlü sarsıyordu.

    Aklın tembelliğinden ve biçareliğinden doğan nefret doğrudan bir korku duyusuyla birleştikçe güçlenir ve daha da tehlikeli bir hal alır. Bu durum tarih üstüdür. Otorite sarsan kamusal bilginin tehlikeli yanı, tutucu görüşü tahrik eder. Mevcudu koruma arzusu ile yanan tutucu görüş ise ilkel ve batıl inançlarla güçlenir.  Bu ikisinin çatışmasına tarihin neredeyse her döneminde, farklı biçimlerde rastlanır.

    John Bury; “İnsanların bugüne kadar erişebildikleri tüm başarıların en önemlisi, otorite ve akıl arasında sürekli bir savaşımdan doğmuştur” der. (John Bury, Düşünce Özgürlüğünün Tarihi) Belki de bu savaşım tarihin insanlığa sunduğu bir adım atma, ilerleme zorunluluğuydu. SAMİZDAT yayıncılığı da bu zorunluluğun, baskının ve sansürün doğurduğu bir gereklilikti.

    Mevzunun bizle alakalı kısmı ise oldukça basit, sıradan. Kendince söyleyecek sözü, çalınacak sazı olan, öğrencilik dönemlerinde radikal fanzincilik yapan, bugün de bir şeyler yapmaya arzusu olan, dünyayı belirli ölçüde dikkate alan ancak pek de dikkate alınmayan iki benzemez adamız. İki haneli fanatik okura oluşma ümidiyle, hayırlı ola!

    En Yeniler

    Sizin için seçtiklerimiz

    Yorum Yap

    Lütfen Yorumunuzu Yazınız
    Lütfen Adınızı Yazınız

    Trendler