More

    Futbolun Ruhuna Üfleyen Adam: Albert Camus

    Futbolun ilk dönemlerinden, dev bir pazar ekonomisine dönüştüğü endüstriyel çağları dahil olmak üzere, Simon Kupper’in deyimiyle futbol alsa sadece futbol olmamıştır. Ne bir döneme atfedilebilir spor dalı, ne bir kupa, ne de bir zafer… 

    Birçok konuda olduğu gibi futbol da kişiye göre algılanabilir ve yorumlanabilir bir vaziyete bürünerek tehlikeli sularda yüzdüğü de olmuştur. Bu noktada akla gelen ilk isim İspanya faşist diktatörü Franco’dur.  Otoritesini 3 F ile sağladığını iddia eder Franco: Yani, Franco, Futbol ve Fiesta. Kitleleri uyutmak için ideolojik bir aygıt haline getirmiştir tribünleri. Baskıcı rejimden sıkılan kitleleri “yüz binlik beşikler” olarak nitelendirdiği stadyumlarda pasifize etmeyi hedeflemişti.  Çünkü dönem İspanya’sında futbol ve siyaset iç içeydi. Katalonlar faşist rejime karşı Barcelona’yı zırh olarak giydiği gibi, Basklar da Atletico Bilbao’yu siper etmişti kendilerine. Bu durum basit anlamıyla futbolun siyasi bir olgu olarak kuramsallaşma boyutunu ifade eder ve açıkçası bu bakış sorunludur.

    Ancak futbola bir hayat felsefesi niteliğinde yaklaşan ve yaşam biçimi haline getirenler de yok değildi.  Akla ilk gelen kişi ise şüphesiz Albert Camus’tur.

    Varoluşçuluk felsefesinin önde gelen isimlerinden Albert Camus’un hayatında, futbolun edindiği yer birçoğumuz tarafından bilinir. Futbola erken yaşlarda başlamıştı Camus. İlk dönemlerinde Cezayir’in güçlü takımlarından Racinh Universitaire d’Alger formasını kaleci olarak terletmişti. Ancak ciğer rahatsızlığından dolayı 17 yaşında futbol kariyerini sonlandırdı. Futbolla erken yaşta tanışması, felsefi dehasının altyapısını futbolun basit olguları üzerinde şekillenmesini sağlamıştı.  Kaleci oluşu, oyunu iyi gözlemlemesi ve mesleki deneyimleriyle öğrendiği, topun hiç beklenmeyen yerden gelişi, onun felsefeye bakış açısını etkilemişti. Bu bakış açısını ise şöyle ifade eder Camus: “Hayatta ahlaka dair öğrendiklerimi futbola borçluyum, çünkü top hiçbir zaman beklediğim köşeye gelmiyordu. “

    Gerçekten de bu futbola dair bu basit olgu, hayatın tamamını kapsayan sıradan ama kapsayıcı bir yapıya sahip. Hayatın zor dönemlerinden geçiyorsan savunma yapıp beklersin, daha güçlü hissettiğin anlarda ileri adım atıp hücum edersin. Bazen daha çok hücum edersin ama başarabilmek için, savunmanın açık alanlarını daha çok yoklaman gerekir, bazen de hedefi gördüğün anda kestirmeden gitmeyi, yani kaleye şut çekmeyi düşünürsün. Esasında futbolda uygulanan bütün stratejiler bu yönüyle hayata dair değil midir?

    Futbolun bu basit kuralları üzerine inşa edilen insan ahlakının, politikacıların ve filozofların ifade ettiği karmaşık etik kurallardan daha sağlıklı olduğunu şu sözlerle tavsiye eder Camus: “İnsanlar, politikacılar ve filozofların alanı yerine futbolun basit ahlakına bakmakla daha iyi edebilir.” Çünkü, futbolda kurallar nettir, ifadeler evrenseldir. Siyaset ise yereldir ve suistimale açıktır. Bu yönüyle bakıldığında Camus’a hak vermemek bir hayli zor.

    1950’lerde bir spor dergisi ile yaptığı röportajda “tiyatro mu futbol mu” sorusuna “tereddütsüz futbol” yanıtını veren Nobel Edebiyat ödüllü filozof, vereme yakalanmasa belki de futbol tarihine damgasını vuracak büyük bir kaleci olacaktı. Kitaplarında hayatın anlamı ve absürdlüğü üzerine kafa yoran Camus, başka bir röportajında absürd ölümü bir “trafik kazası” olarak tanımlamıştı. 4 Ocak 1960 günü Villeblevin kasabasında arkadaşı gerçekleşen trafik kazası sonucu vefat eden Camus,  ölümüyle bizlere ironik bir şekilde veda etmiştir.

    Varoluşçu felsefesini futbol ahlakıyla yorumlayışı, futbolun endüstriyel bir ürüne dönüştüğü çağımızda, biz futbol severlere bakış açısı katmaya devam etmekte.  Futbolun sadece para, zafer ve kupa olmadığını günümüze uzanarak bize ışık tuttuğun için, saygı ve minnetle…


    En Yeniler

    Sizin için seçtiklerimiz

    Yorum Yap

    Lütfen Yorumunuzu Yazınız
    Lütfen Adınızı Yazınız

    Trendler